NG Dergi - Sayı 25 - page 55

55
V
akko Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jeff
Hakko’nun denize ve dalmaya olan ilgisi onu bu ko-
nunun tarihini araştırmaya yöneltmiş. Jeff Hakko’nun
araştırmalarının sonucunda bir araya getirmeye başladığı eski
dalgıç kıyafet ve malzemeleri bugün dünya çapında önemli bir
koleksiyona dönüşmüş durumda. Hakko koleksiyonunu evinde
muhafaza ediyor.
Denize ve sualtına olan ilginiz nasıl başladı?
Denize ve dalmaya ilgim daha çocukken başladı. İlk harç-
lığım ile Büyükada’nın meydanındaki eczaneden şnorkel ve
palet almıştım. Saatler boyu suyun içinde kalır, midye çıkarır,
yengeç tutardım. Hatta suda fazla kaldığım için annemden azar
işitirdim. Titrer durumda sudan çıktığımda parmaklarım büzü-
şür, dudaklarım morarırdı ama çok güzel yıllardı. Tabi o zaman-
lar Büyükada’nın suları hakikaten çok temizdi ve görüş mesa-
fesi inanılmaz derecede iyiydi. O vakitler Anadolu Kulübü’nden
denize girerdik. Kaza ile suya düşmüş bir gazetenin başlığını
okuyabilirdiniz. O seneleri yaşayabildiğime şükrediyorum. Çün-
kü artık denizlerimiz öyle değil.
Tarihi dalgıç malzemelerine de ayrı bir ilginiz ve bu
konuda bir koleksiyonunuz var. Koleksiyonunuzun olu-
şumu ve içeriği hakkında bilgi verir misiniz?
Tarihi dalgıç malzemeleri, 1990’dan bu yana oluştur-
duğum bir koleksiyon. Sualtına tutkulu olmasaydım bu ko-
leksiyon oluşmazdı. Yıllardır denize daldığım için dalgıçlığın
tarihçesini araştırmaya başladığımda bu ilginç nesneler ile
karşılaştım. Adeta astronot kıyafetlerini andıran bu giysiler
içinde insanlar suyun altına dalıyor ve sünger çıkarıyorlar,
batık gemilere dalıyorlardı. Bu, bir hayli ilgimi çekti. Çünkü
scuba icat edildikten, yani modern malzemeler icat edil-
dikten sonra bizim işimiz çok basitleşti. Bir neopren elbise
giyiyoruz; tüpümüz, regülatörümüzle dalıyor ve suda basit
bir şekilde hareket edebiliyoruz. Fakat eski dalgıçlar o kadar
külfetli işler yapmışlar ki, onlara duyduğum hayranlık ile bu
koleksiyonu oluşturmaya başladım. Bugün koleksiyonumda
70’i aşkın dalgıç başlığı, tulumbalar, alet edevat, bıçak, fe-
ner, ayakkabı, ağırlık gibi objeler ile tamamlayıcı 220’i aşkın
parça yer alıyor.
İlk aldığınız malzeme neydi? Nasıl varlığından haber-
dar olmuş ve almaya karar vermiştiniz?
Bu konuları araştırırken, eski dalgıç malzemelerine ilgi duy-
maya başladım. 1990’da Fransa’nın güneyinde bir sualtı sem-
pozyumuna katılmıştım. Sempozyumun girişinde eski dalgıç
başlıklarından biri duruyordu. Amerikan Deniz Kuvvetleri’nde
kullanılan ‘Mark V’ adlı bu başlık beni adeta büyüledi ve ayaküs-
tü o tarihlere gittim. Nitekim o benim ilk dalgıç başlığım oldu.
Koleksiyonunuzu oluştururken ilginç hikayeler ile
karşılaştığınız oldu mu?
Koleksiyonumu oluşturan nesnelerin çoğunun hikayesi
var. Nadir bir parçayı başka bir koleksiyoncudan da, onu
kullanmış asıl sahibinden de edinebilirsiniz. Ancak sualtı ile
ilgilenen ve koleksiyon yapanların bu parçalardan habe-
ri olur. Bu yüzden bazen haberler gelir. Bu haberlerin de
bazıları yanlış, bazılarıysa doğru çıkar. Örneğin Marmaris
Bozburun’dan bir haber almıştım. Eski bir süngerci başlığı
olduğundan bahsediliyordu. Bozburun’a gittiğimizde sordu-
ğumuz kimse başlık hakkında bir şey bilmiyordu. Bu sefer
muhtara gittik, bakkallarla konuşmaya başladık. Bozburun
küçücük bir yer. Sonuca ulaşamayınca, yaşlı süngerci var
mı diye aramayı sürdürdük ve bulduk. Yanımızda onun ta-
nıyabileceği biri ile gitmiştik. 80 yaşını aşmış bir beyefendi,
eski bir köy evinde oturuyordu. Onu görür görmez dedim
ki, ‘doğru yerdeyim.’ Çünkü maalesef felçliydi, tekerlekli
sandalyede oturuyordu. Eski dalgıç başlıkları, başlık ve gö-
ğüslük denen iki kısımdan oluşurdu. Biz göğüslüğü çiftliğin
kümesinde bulduk. İçinde samanlar vardı. Üstü örtülmüştü,
gözükmüyordu bile. Bir de tavuk vardı içinde, kuluçkaya yat-
mış! Başlığı ise ahırda ters çevrilmiş bulduk. Lumbozları çok
eskiydi, içine su doldurulmuştu. Atlar oradan su içiyordu. İki
parçadan oluşan bu çok eski başlık Yunan süngerci başlığıy-
dı. Maalesef bizde başlık üretimi yoktu. Osmanlı döneminde
bahriyede çok az dalgıç vardı. Bahriyemizde çalışan bütün
dalgıçlarınki bunu Başbakanlık ve Deniz Müzesi arşivinden
araştırdık ve gördük; bizde çalışabilmeleri için adalardan ge-
tiriyorduk. Adalar o zamanlar Osmanlı toprağıydı. Dalgıçlar
en çok Kalimnos adasından gelmiş ve çalışmaların hepsi
ince ince Osmanlıca yazılmış, arşivlenmişti. “Yorgo Efendi
şu tarihte dalmış. 30 tane lenger çıkarmış. Apostol Efendi
dalmış,” gibi ifadeler yazılmıştı. Bizim süngercilerimiz, Yu-
nanlılardan aldıkları aletlerle dalıyorlardı. Bulduğumuz başlık
da bunlardan biriydi. Ama sahibi vermek istemiyordu. “Aile
yadigarı bu,” deyip ikna olmadı. Başlık orada kaldı. İsim ve
telefonlarımızı verip İstanbul’a döndük. Sonra araya insanla-
rı koyarak, elimdeki koleksiyonun resimlerini yollayarak, bu
eski başlığın çok özel bir koleksiyonunun parçası olacağını,
güzel bir yuva bulacağını anlatarak iki buçuk senelik bir uğ-
raşdan sonra sahibini ikna ettik. Ümidi kesmişken bir gün
evimin kapısını çaldı. Bozburun’dan bir beyefendi, patates
çuvalının içinde o başlığı getirdi.
Koleksiyonunuzdaki parçaların özellikleri ve kulla-
nımları hakkında konuşalım.
Bozburun’da bulduğum süngerci başlığı bakır ve pirinçten
1...,45,46,47,48,49,50,51,52,53,54 56,57,58,59,60,61,62,63,64,65,...100