NG Dergi - Sayı 56

46 Uçağım Trabzon’a doğru alçalmaya başladığında Karadeniz’in uçsuz bu- caksız maviliğinin üzerinde beyaz ka- natlı dev bir kuş gibi süzülüyoruz. Bir an önce ayaklarımı yere basıp neşemi şehre saçmak gibi sabırsızlanıyorum. Şanslıyım, çünkü Trabzon’da şahane bir havayla karşılanıyorum. Havalima- nından otomobil kiralayıp şehre doğru ilerledikçe güneşin parlak ışıkları, mevsimin renklerini iyice belirginleşti- riyor. Havalimanından şehir merkezine ulaşmam ise yarım saat bile sürmüyor. ÇARŞI ÇARŞI İÇİNDE Boztepe’ye doğru teras teras yükselen güzel sahil kenti Trabzon, Karadeniz’e doğru uzanan dev bir tırabzana benzi- yor. Tarihi boyunca hareketli bir liman şehri olan Trabzon’da âdeta çarşı çarşı içine geçmiş. Kemeraltı Çarşısı’nda ka- zaz ve telkari gibi gümüş işlerinin yanı sıra, altın hasır bilezikten bakır eşyalara kadar neler neler yok ki? Zengin çeşit- lilik, Uzun Sokak’taki dükkânlarda da devam ediyor. Yerel ürünlerle dolup taşmış çarşıların arasından geçip sokak aralarında kaybolmayı, yani bir şehri keşfetmenin en iyi yollarından birini deniyorum. Biraz ileride karşılaştığım Trabzon Kalesi, düzenlemelerle yeni bir çehreye kavuşturulmuş. Bana gore Surlar Bölgesi’nin en heyecan verici noktası olan Ortahisar Mahallesi, Kanu- ni Sultan Süleyman’ın doğup büyüdü- ğü yer olarak biliniyor. Burada bulu- nan tarihi yapıların restore edilmesiyle âdeta büyük bir kültür adasına dö- nüşen bu eski yerleşim, sivil Osmanlı mimarisinin özgün örneklerini barındı- rıyor. Civarda birbirinden keyifli kah- vehanelere rastlıyorum. Biraz ilerideki Zağnos Köprüsü’nün üzerinde takım elbiseleri ve köstekli saatleriyle gezi- nen Trabzon beyefendileri, mahallede yeniden filizlenen geçmişteki hayatın ipuçlarını veriyor. Bir sonraki dura- ğım olan Atatürk Köşkü, Trabzon’un en güzel Art Nouveau yapılarından birinde, Soğuksu sırtlarındaki zevkli bir bahçenin içinde yükseliyor. Sağlığında Trabzon’u üç kez ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal’in bu binada konakladı- ğı ve vasiyetini yazdığı biliniyor. Büyük önder Atatürk’ü saygıyla andıktan sonra şehrin Ayasofya, Cephanelik ve Trabzon Müzesi gibi klasiklerini gezmelisiniz. “Akçaabat sahilinde köfte ziyafeti çektikten sonra, biraz da şehrin çevresini keşfedin” derim. Renk renk tekneler, denize ağ atan balıkçılar ve dalga sesleri eşliğinde sahil boyu uza- nırken zamanın nasıl geçtiğini anlama- yacaksınız. Günün sonunda Faroz’da gün batımının göz alıcı renklerine dalıp gitmişken şahane bir gün geçirdiğinizi hissedeceksiniz. Tıpkı benim gibi… KARADAĞ’INKALBİNDE Trabzon’dan Zigana dağlarına doğru giderek gürleşen ormanlar eşliğin- de uzanan yol, 29’uncu kilometrede Maçka’ya ulaşıyor. Şehir merkezin- den itibaren çok katlı binalar yerini irili ufaklı köylere, mısır ve fasulye bahçelerine bırakıyor. Maçka yakın- larındaki manzara ise bambaşka bir hal alıyor: Yıldızlı oteller, renk renk pazar tezgâhları, şık lokantalar ve kır kahveleri… Yöreye hayat veren Coşandere’nin gürül gürül çağlayan su- ları, bölgenin hazinelerinden biri olan Sumela Manastırı’nı işaret ediyor. Yol üzerinde sıralanan kır lokantaları, yerel lezzetler sunan birer ziyafet mekânı. Sumela’nın eteklerindeki otopark alanına otomobilimi bıraktıktan sonra, manastıra uzanan yaklaşık 500 metrelik yürüyüş yolunu tırmanmaya başlıyo- rum. Gökyüzüne asılmış bulutların arasında belli belirsiz seçilen Sumela Manastırı, Karadağ’ın içine oyulmuş gerçeküstü bir şatoyu andırıyor. 5’inci yüzyılda iki rahibin Meryem Ana’nın mezarının bulunduğuna inandıkları Altındere Vadisi’ne inşa ettirdiği ma- nastır, bin küsur yıl boyunca büyütüle- rek bugünkü haline kavuşmuş. Önde peş peşe sıralanmış beş büyük bina ile arkasına gizlenmiş yüz kadar irili YAŞAM/ GEZİ

RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=