NG Dergi - Sayı 61

55 60 yılı aşkın sanat yaşamınızda ödüller sizin için ne ifade ediyor? Ödül almak bir oyuncu için çok kıymetli bir şey. Hem toplum içinde farkındalığın artıyor hem de kendinle ilgili farkındalığın… Böylece daha iyi ne yapabilirim, daha iyi nasıl oynayabilirim diye kendini zorluyorsun. Madem iyi oynayabiliyorum, hep daha iyi oynamalıyım diyorsunuz. Ödüller bu yaşta çok iyi geldi. Sanatçının emeklisi olmaz, böyle bir şey yoktur, ben hiçbir zaman oyunculuğu bırakmayacağım. Sahnede ölmek ya da film çekerken ölmek istiyorum. Kızınız Fadik Sevin Atasoy sizin gibi oyuncu, oğlunuz Eren Keleş de bir balet. Çocuklarınızda sizin gibi sanatla iç içe bir hayat sürüyor. Siz onların eğitiminde nasıl bir yol çizmelerini istediniz? Küçük yaşta onların yeteneğinin farkına vardık. Ben kendi kendime dedim ki, bu yetenek herkeste olmayabilir, Tanrı’nın lütfettiği bir şey. O yüzden bu yetenekleri heba etmeyelim. Gerçi benim sanatçılığa başladığım yıllar zor ve çileli geçmişti ama yine de bir dakika bile çocuklarım başka bir mesleği neden seçmedi diye pişman olmadım. İkisi de kendilerine en uygun alanları seçerek mesleklerini yapıyorlar. Dizi ya da tiyatro sahnesinde unutamadığınız anılarınızdan bahseder misiniz? Tiyatroda daha çok ömrümüz geçti; çok anı var. Son oyunlarda mutlaka değişik bir şeyler yapılır, birbirini güldürmeye çalışılır. Polonyalı bir yazarın “İvon” adında bir oyununu oynuyorduk. Sahnede Ege Aydan, Turgay Tanülkü, Burak Sergen ve diğer değerli arkadaşlarımız vardı. Ben son gün ne yaparım diye düşündüm. O arada da ‘Lambada’ şarkısı meşhur, her tarafta ‘Lambada’ çalıyor. Ben de yeğenini erkeklere yaklaştırmak isteyen bir kadını oynuyorum. Yeğenimle parkta oturuyoruz. Ege Aydan, Turgay, Burak var. Onları gözüme kestiriyorum, yeğenim onlarla bir ilişki kursun istiyorum. Bir gece öncesinde hazırlık yaptım ve kasete ‘Lambada’yı kaydettim. Üstlendiğim roldeki kadın, uçuk kaçık bir karakter; kürkler falan attım, saçlarımı kabarttım. O sahnede yeğenime, “Sen neden dün gece dans etmedin?” diyeceğim. Elimde kocaman bir çanta var, içeriden teybin tuşuna bastım ve ‘Lambada’ çalmaya başladı. Bir anda sahne karıştı tabii, herkes ‘Lambada’ yapıyor… Teknik konularda beceriksiz olduğumdan bu defa da teybi bir türlü kapatamadım tabii. Sahne devam edecek, ben teybi aldım dışarıya, çocuklara fırlattım, ancak öyle durabildik. Hiç unutmam bu hatıramı. En son sizi ekranlarda izlediğimiz, çok da ses getiren Aile dizisi oldu. Dizide demans rahatsızlığı olan Seher karakterini canlandırdınız. Bu projeyi kabul ederken hissettiğiniz duyguları bizimle paylaşabilir misiniz? Oyuncu olarak hep farklı roller denemek, kendimi geliştirmek isterim. Bu yüzden Seher karakteri teklif edildiğinde çok heyecanlandım. Daha önce hiç böyle bir rol üstlenmemiştim. Okudum, araştırdım, doktorlarla görüşerek karakterime yön verdim. Seher de çok sevildi, çok mutluyum. Aile dizisi geniş aile yemekleri ile de dikkat çekiciydi. Sizin yemek yapmakla aranız nasıl? Sevdikleriniz ve ailenizle büyük davet masaları kurar mısınız? Kalabalık bir aileden geldiğim için yemek yapmak ve büyük sofralar kurmak benim için ayrı bir önem taşıyor. Yemek yapmayı çok severim. İnce detaylarla kendi stilimde masa hazırlamayı önemsiyorum. Kütahya Porselen’in tasarımlarını nasıl buluyorsunuz? Beğendiğiniz ya da favorim dediğiniz ürünleri nelerdir? Kütahya Porselen’in tüm ürünlerini çok beğeniyorum. Kurulduğu ilk yıllardan beri farklı farklı tabaklarını alarak kendimce kombinler yaparım. Dostlarım da çok beğenir. Hatta yurt dışında dostlarıma hediye olarak Türk motiflerinin olduğu ürünlerden alıyorum. Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir? Kızımla birlikte bir tiyatro oyunu projemiz var. Fadik’in kalemi çok iyidir, oyunu o yazıyor. Hayatı anlatan bir anne-kız hikayesi üzerine çalışıyoruz. Heyecanla sahneleyeceğimiz zamanı bekliyoruz.

RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=