NG Dergi - Sayı 64
50 YAŞAM / KARİYER sunmak, benim de başarım. Onun başarısızlığına sebep olmak, kabusum. Bu gönüllülük olmadan sürdürülebilir performans olmaz. Bu noktada fark yaratıcı olmak çok kıymetli. Gençlere de yönetimin erken kademelerinde olan arkadaşlarımıza da şunu söylerim. Hayattan farklı bir beklentiniz varsa hayata bir fark koyacaksınız. Aksi halde, birbirine benzeyenlerin kümesinde kalıp sonra “Neden bana farklı bir şey olmuyor” demek mümkün olmaz. Bugün bir yönetim kurulu başkanı olarak ajandanızdaki en kritik konu başlıkları neler, neyi özellikle siz takip edersiniz? Küresel siyasi ve ekonomik konjonktürde bugün en kritik mesele belirsizliği yönetebilmek; günlük dalgalanmalara kapılmadan uzun vadeli başarıyı sürdürebilmektir. Sıra dışı gelişmelerin rutinleştiği bir dönemdeyiz ve artık alıştığımız tüm referans noktaları hızla değişiyor. Dünya tarihinde her zaman büyük zorluklar olmuştur ancak bizim payımıza düşen, birbiriyle çelişen çok sayıda faktörü eş zamanlı göğüsleme zorunluluğudur. Bu noktada Türkiye’nin çok önemli bir avantaja sahip olduğuna inanıyorum. İyi eğitimli, teknolojiye yatkın genç insan kaynağımız ve kriz yönetme konusundaki köklü deneyimimiz en büyük dayanağımızdır. Artık hayat siyah ve beyazdan ibaret değil; belirsizlik dediğimiz o geniş ‘gri alanlar’ hayatımızın gerçeği olmuş durumda. Asıl mesele, şartlar ideal değilken bile motivasyonu düşürmeden hareket edebilmek ve grilerin içinde yol alabilmektir. Kararlılıkla ve sorumluluktan kaçmadan ilerlediğimizde, suların durulduğu dönemlere çok daha güçlü bir şekilde ulaşacağımıza inanıyorum. Yükselen Değerler 2025 buluşmasında teknoloji tarafında güçlü bir vurgu yapmıştınız. Sizce bir kurumun teknolojide önde olması ne demek, bunu nasıl ölçersiniz? Şirket yönetiminde birbirine kopmaz bağlarla bağlı iki temel sorumluluk vardır: Cari performansı güçlü tutmak ve kurumu uzun vadeli geleceğe “İzin yapmamayı bir övünç kaynağı olarak görmek takdir uyandırmaktan ziyade, dinlenmeyen ve hayatına derinlik katmayan bir zihnin ürettiği işin kalitesine dair soru işareti yaratır.” hazırlayacak yatırımları hayata geçirmek. Finansal başarınız yoksa geleceği inşa edemezsiniz; geleceğe yatırım yapmazsanız da mevcut başarınızı koruyamazsınız. Sadece bugüne odaklanan kurumlar, konjonktürel olarak iyi sonuçlar alsa bile bir süre sonra gerilemeye mahkûmdur. Bu vizyonla inanıyorum ki, faaliyet alanı ne olursa olsun her şirket aslında bir teknoloji şirketidir. Porselen de üretseniz, bankacılık da yapsanız teknoloji kaslarınız güçlü değilse ana işinizde de performans kaybedersiniz. Bugün bankacılıkta mevduat ve kredilerin büyük bölümü artık yapay zekayla fiyatlanıyor; bu da sektörün teknoloji yoğunluğunun ne kadar arttığının en somut göstergesi. Ancak dijitalleşmeyi ve yapay zekayı insanın yerine değil, yanına konumluyoruz. İşlerimizi üretken yapay zeka ve öğrenen makinelerle daha verimli hale getirdikçe, asıl kıymetli olan insan kaynağımızı daha nitelikli alanlara yönlendirebileceğiz. Teknolojiyi, insanı kendi dışında yapılabilecek rutin işlerden özgürleştirecek bir yol arkadaşı olarak görüyoruz. Gençlere ve yeni yöneticilere en çok ne söylemek istersiniz? Gençlere iki temel önerim var: Birincisi, size emek verenlere karşı “dozunda bir mahcubiyet” hissetmek. Bu duygu, bir işi en iyi şekilde yapma güdüsünü tetikler. İkincisi ise sıradanlığa razı olmamaktır. Hayattan farklı bir beklentiniz varsa, ortaya mutlaka somut ve hissedilir bir fark koymalısınız; o farkın karşılığı zaten kendiliğinden gelecektir. Bugünün dünyasında liderlik, sadece işinde iyi olmayı değil; iyi bir stratejist, iletişimci ve itibar yöneticisi olmayı da gerektiriyor. Ancak en kritik nokta, “vicdani meşruiyet” ve hak edilmişlik duygusudur. Makamlara prosedürlerle gelinebilir ama gerçek liderlik, çalışanların nezdinde o koltuğu hak ettiğinize dair duyulan inançla başlar. Yoğun tempoda ev ve iş dengesini nasıl kuruyorsunuz? Başarının anahtarının iş ve özel hayat arasındaki o hassas dengede saklı olduğuna inanıyorum. Sürekli birinden alıp diğerine vermek, uzun vadede her iki tarafa da zarar verir. Kariyerimin özellikle saha odaklı yoğun dönemlerinde Anadolu’yu karış karış gezdiğim, evimden uzak kaldığım zamanlar oldu. Ancak hiçbir zaman izinlerimi ihmal etmedim; ailemi ve özel ilgi alanlarımı ıskalamadım. Kimi zaman övünçle dile getirilen “hiç izin yapmadım” söylemi, bende takdir yerine işin kalitesine dair soru işareti uyandırır. Dinlenmeyen, hayatına derinlik katmayan ve ailesine zaman ayırmayan bir zihnin ürettiği işin zamanla sıradanlaşması kaçınılmazdır. Bu dengeyi korumak için insanın kendisini “ikame edilemez” görme yanılgısından kurtarması gerekir. Hayatın ritmine göre küçük ayarlamalar yaparak, birini diğerinin aleyhine bozmadan ilerlemek, sürdürülebilir başarının tek yoludur. Hayatınızda enerji, uyku, stres üçlüsünü nasıl yönetiyorsunuz? İş temposunda gerçekçi bir rutin öneriniz var mı? Günümüzde habere çok hızlı ulaşabiliyoruz ancak bu yoğun gündem, hepimizde sürekli “bir şeyleri kaçırma” endişesi ve yüksek stres yaratıyor. Belirsizliğin arttığı bu ortamda kişisel rutinlere sahip olmak oldukça kıymetli. Ayrıca sadece büyük hedeflere
Made with FlippingBook
RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=