NG Dergi - Sayı 52

26 / TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2020 YAŞAM/ KARİYER bizler şekillendiriyoruz. Yaşadığımız olaylara verdiğimiz tepkilerle bunu yapıyoruz… Tüketim tercihlerimizle nelerin üretilmesi gerektiğinin sinyalini veriyoruz. Dolayısıyla, her bireyin yaptığı tercihlerin toplamı, “nasıl bir gelecek” sorusunu yanıtlıyor. Bu salgınla; kendi kendine yetebilen sistemlerin, çevik uygulamaların, katılımcı ve veriye dayanan hızlı karar alma sistemlerinin, kısacası değişime uyum sağlama kabiliyetimizin önemini gördük. Entegre sistemler, insansız-karanlık fabrikalar, artırılmış gerçeklik uygulamaları, e-sağlık ve uzaktan eğitim uygulamaları COVID-19 nedeniyle icat ettiğimiz şeyler değildi. Aslında bunlar ve çok daha fazlası eskiden de vardı. Şimdi sayıları ve hızları daha da artıyor. Normal zamanlarda daha yavaş ilerleyebilecek konular hızlandı… Kurumların ve bireylerin dijitalleşme yolunda hızlanmaları için elimize değerli bir fırsat geçti. Daha hızlı karar almak zorundayız. Bu nedenle, veriyi anlamlandırmak, bugünkü gibi belirsizliğin arttığı dönemlerde daha da önem kazandı. Önümüzdeki döneme kendimizi, kurumlarımızı, markalarımızı taşımak için daha verimli, daha dijital, daha hızlı ve esnek süreçlere ihtiyacımız artacak görünüyor. Duayen bir iş insanı olarak, böylesine büyük bir salgın sonrası iş sahaları konusunda umutsuzluğa kapılan genç nesle neler söylemek istersiniz? Fırtınalı dönemlerden başarıyla çıkan her iş insanının yelkenlerini şişiren en güçlü rüzgârın umut olduğunu yaşayarak öğrendim. İş hayatının ilk basamaklarında olan genç arkadaşlarımızın önünde uzun bir ömür, uzun bir kariyer yolu var. Salgınlar, ekonomik çalkantılar, daha neler neler yaşanacak… Umutsuz olmaya zaman bile bulamayacaklar. Onlara, sorumluluk alanınızın dışına çıkın, benim işim burada başlar, burada biter demeyin, sorumluluk alın, gönüllü olun, kendi geleceğinize de, Türkiye’nin geleceğine de inanın, derdim. Hem kendi hayatımızda, hem de parçası olduğumuz toplumun hayatında olumlu bir etki yaratmak için birçok fırsata sahibiz. Bunun için inisiyatif almamız, yaratıcı düşünmemiz ve harekete geçmek konusunda cesur olmamız gerektiğini düşünüyorum. Hem bireysel, hem de kurumsal alışkanlıklarımızı dönüştürmek için doğru bir zamanda olduğumuz görüşündeyim. Türkiye’nin en önemli aile şirketlerinden biri olarak, aile şirketlerinin devamlılığı konusunda en önemli kriterleriniz nelerdir? Aile şirketleri, tüm dünyada son derece önemli bir yere sahip. Ekonominin bel kemiği durumundalar. İşleri yetkin profesyonellerle yönetmek ilkesinden sapmadıkları sürece aile şirketlerinin çok verimli ve başarılı olduklarını da görüyoruz. Kurucumuz Nejat Eczacıbaşı, profesyonel yönetime çok inanmış bir insandı. Bizim kuruluşumuz yönetimi profesyonel yöneticilere teslim etmek açısından oldukça erken yola çıkmış olan kurumlardandır. Aile şirketlerinde kuşaklar arası geçişin sağlanmasının kritik olduğuna inanıyorum. Geçiş nasıl sağlanmalı ve bu süreçte aile bireyleri nasıl görev almalı? Bu kritik soruların iyi cevaplar bulması lazım. Bu aşamada da bazı ilkelerin baştan çok sağlam şekilde ortaya konulması gerekiyor. Cinsiyet eşitsizliğini ‘Büyük Utanç’ diye adlandırıyorsunuz. Özellikle, cam tavan sendromunun önüne geçebilmek veya fırsat eşitliği yaratmak adına şirketlerinizde neler yapıyorsunuz? Cinsiyet eşitsizliğini gerçekten, samimi olarak büyük bir sorun olarak görüyor muyuz? Dünyada, ülkemizde, işletmelerimizde, ailelerimizde, kendi kendimize bir başımıza düşünürken zihnimizin içinde, kadın ve erkeğin eşit olduğuna inanıyor muyuz? Eşit fırsat sunmaya hazır ve istekli miyiz? Cinsiyet ve fırsat eşitliği konusunda dünyanın ve ülkemizin durumunu izlerken, Topluluk olarak kendimize de eleştirel bir gözle bakıyoruz. Uzun yıllardır içtenlikle sürdürdüğümüz bütün çabamıza rağmen, henüz istediğimiz noktada ne yazık ki değiliz. Elbette bu durumu kabul etmemiz mümkün değil. 2016 yılında, McKinsey Danışmanlık ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı analizde durumumuz aslında “iyi” olarak değerlendirilmiş olsa da, bunu yeterli görmedik “İyiden En İyiye” hedefiyle bir eylem planı oluşturduk. Süreçlerimizi daha da iyileştirdik. Bugün, insan kaynakları danışmanlık şirketinden bize iletilen aday listesinin en az yarısının kadın adaylardan oluşmasını şart koşuyoruz. İş başvurularında özgeçmişleri cinsiyetten arındırarak değerlendirme sürecini yönetiyoruz. Kurum dışı iyi uygulamaları yakından takip edip süreçlerimizi geliştirmeye gayret ediyoruz. Yazar Nicholas Kristof’un güzel bir saptaması var. Kristof, Gökyüzünün Yarısı kitabında “19. yüzyılın en büyük ahlaki mücadelesi köleliğe karşı verildi. 20. yüzyılda ise en büyük ahlaki mücadele totaliterliğe karşı olan savaştı. 21. yüzyılın en büyük ahlaki mücadelesi ise cinsiyet eşitliğini tüm dünyada sağlamak için yapılacaktır” Entegre sistemler, insansız-karanlık fabrikalar, arıtılmış gerçeklik uygulamaları COVID-19 nedeniyle icat ettiğimiz şeyler değildi. Aslında bunlar ve çok daha fazlası eskiden de vardı. Sadece şimdi sayıları ve hızları daha da artıyor.

RkJQdWJsaXNoZXIy NzI1MDQ=